Asya Turu (Yola Çıkış

   
 


 

 

Ziyaretçi defteri

İletişim

Diyer Sitelerim

Ana Sayfa

Güney Kafkasça

Güney Kafkasya Resimler

Kayadibi Köyü

Kayadibi Şiirleri

VELAT YAYLASI (Notlar)

VELAT YAYLASI (Fotoğraflar)

İlk Eğitim

Kimya Sözlüğü

HİDROLİK SANTRALLAR

Divan Şiiri

Facebook Tartışmalarından (TOPLULUK)

Facebook Tartışmalarından: TÜRK NEDİR

TEHCİR (Facebook tartışması)

Facebook Tartışmalarından: (TAŞLAMA)

Facebook Tartışmalarından: NAZIM HİKMET

KARL MARKS ve KOMİNİSTLİK (Facebook tartişması)

BARBAR (Facebook Tartışması

Türtk'lerde Aile Bağı (Facebook tartışması)

Asya Turu (Yola Çıkış

Asya Turu (Kara denizde Gemide 3 gün)

Asya Turu (Gürcistan-Batum

Asya Turu (Gürcistan-Tiflis)

Menevi (Facebook Tartışması)

İrno ile Tirno

 


     
 

 

ASYA TURU GÜNLÜKLERİ

              İşyerinden emekli olduktan sonra üç ay önce aynı iş yerinde işe yeniden başlamıştım. Dün haftanın son çalışma günü olan cuma günü, pazartesi işten ayrılacak şekilde istifa dilekçemi verdim. Niyetim dünya turuna çıkmaktı. Doğuya gidip, batıdan eve dönecektim.
7-7-1997 Bu gün sabah 6.15 Bandırmadaki evimde yataktan kalktım.Duş aldım çantamı yerleştirdim. Eşim Cemafer ve kardeşim Kenan’la balkonda kahvaltı yaptık. Son bir defa Bandırmayı ve körfezi doya, doya seyrettim. Hafızamda geri dönmek için bir güzellik nüvesi kalsın diye..! Saat 7.05 çantaları alıp üçümüz birlikte evden ayrıldık. İki adet çantam vardı sırt çatası, onu Kenan taşıdı. Ceymıs bond el çantası; onu da ben elime aldım. Saat 7.10 dolmuşuyla çarşıya indik. Bileti önceden almıştım. Ben iş bankası önünde onlardan ayrıldım. Onlar çantaları doğruca deniz otobüsüne götürdüler. Bankada bankamatiği kullanarak İş yatırım-6 'dan 20 adet senet sattım. 12 milyon para çektim. Gemiye geldiğimde kapılar açılmış yolcular biniyordu. Gözüm dışarıda Cemafer’le Kenan’ı aradı göremedim. Merdivenleri çıktım. Giriş kapısı sağında Cemafer ayakta çantaları bekliyordu.1 milyon lira Cemafere verdim. Yer ayırıp ayırmadıklarını sordum. Deniz otobüsünde biletler numarasızdı. İçerisi de dolu gözüküyordu. Cemafere bilet sormuşlar oda içeri girip yer ayıramamış. Kenan’ı bulup içeri girip yer bakmasını söyledim. Sol giriş kapısının yanında. Oturacakları kalkınca arkaya yatan iki boş oturacak kalmıştı. Birine bir ihtiyar diğerine ben oturdum. İhtiyar kalkıp içeri gidip yer buldu. O sırada ben ayağa kalktım. Yer ayırmadıkları içinde kızgındım. Moralim da çok iyi sayılmazdı. İşi bırakmış bir bilinmeze gidiyordum. Oysaki buradaki monoton hayattan bıkmış, boğuluyor gibiydim. 43 yaşına gelmiş Türkiye’nin dışına çıkmamıştım. Kendimi hapiste hissediyordum. Gideceğim yerde tehlikelerle doluydu. Herkes benim aklıma şaşıyordu. Çünkü önce seyahat a Gürcistan’dan başlayıp Türk’i devletler yönüne orta Asya’ya gidiyordum. Bütün bu devletler: Sovyetler Birliğinden yeni ayrılmış bağımsız devletler topluluğu şeklinde yinede Rusya denetiminde bağımsız devletlerdi. Henüz hiç birinde devlet otoritesi sağlanamamış, başı bozukluk kol geziyordu.
Tekrar yerime oturunca oturak arkaya yatmış, ben oturağın bağlı olduğu demire düştüm. Kuyruk sokumu kemiği çarptı. Daha seyahat a başlamadan ilk kazayı geçirmiştim. Biraz sonra Cemafer yanıma geldi. Başımdan geçeni anlattım. Bir şey oldu diye üzüldü. O anda önemli bir şey hissetmiyordum. Az sonra Kenan gelip boş yer olduğunu söyledi. Çantaları Cemafer’e bırakıp boş yere baktık. Oraya da bir genç bayan oturmak istedi sonra vazgeçti. Ben oturdum Kenana’da çantaları getirmesini söyledim. Koridordan sonra ikici koltukta oturuyordum. Birinci koltukta bir çocuk oturuyordu. El çantasını kucağıma aldım sırt çantasını koridorda birinci koltuğun girişine yerleştirdik. gerisinde çocuğun valizi vardı.El çantası ve poşet çanta yüzünden, (Poşet çantada terlikler ve Atilla’ya götürdüğüm çift hoparlörlü radyo kaset çalar vardı.) vedalaşmak için ayağa kalkamadım . Yandan uzanıp çocuğu da biraz sıkıştırarak Cemafer ve Kenan’la öpüşerek vedalaştık. Cemafer vedalaşırken daha içten davranarak içi doldu. Fakat belli etmemeye çalıştı. Dışarı çıktılar. Geminin kalkmasına iki dakika kala Cemafer tekrar geri geldi. Yüzü gülüyordu. Eğilerek İstanbul’a gittiğimde çocukların aramalarını söylememi söyledi. Bende ararım dedim. Gemi Yenikapı’ya yanaşırken aradım.
Oğlum olan Atilla'nın üniversiteden bir kaç beklemeli dersi vardı. Daha bitirmemişti, fakat iş bulmuş çalışıyordu. Kızım Eylem'de liseden beklemeliydi. Oda liseyi bitirememişti. İstanbul’da Atilla’nın yanında kalıyordu. Rıhtıma yanaşmadan 10 dakika önce cep telefonumdan Atilla beni aradı. Rıhtıma doğru geldiklerini söyledi. Rıhtımda onları beklememi söyledi. Aynı şeyleri Cemafe’re telefon ettiğimde söyledim. Gemi bandırmadan 7.50 'de kalktı. Yenikapı’daki rıhtıma 10.15'te yanaştı.
Yanımda oturan çocuğa inerken koridordaki sırt çantasını kendi oturduğu yere koymasını rica ettim. Oda aynısını yaptı. Bende elimdeki çantaları, kalkınca benim oturduğum yere koydum. Böylece eşyalarım hasar görmeden onları kolayca sırtıma aldım. Gemiden çıkınca gözlerim çocukları aradı. Onlar henüz gelmemişlerdi. Biraz yorgundum sol taraftaki sabit sandalyelerden birine sırt çantamı koyup, diğerine oturdum. Bir dakika içinde Eylem'i gördüm. Sevinçle bana doğru geliyordu. Arkasındanda Atilla onu takip ediyordu. Yanıma gelince ikisi de diğer sandalyelere oturdu. Annelerinin gönderdiği kurabiyelerden ikisine de birer tane verdim. Kendime de bir tane aldım. Atilla'nın verdiği fotoğraf filmlerini el çantasına yerleştirdim. Poşetteki terlikleri de sırt çantasının üzerine koydum. Poşetteki radyoyu da Atilla'ya teslim ettim. Bu esnada Atilla'da fotoğraf filminin birini fotoğraf makinesine yerleştirdi. Oradaki birine resmimizi çekmesini söyledik. Adam butona yeterince basmamış. Makine filmi sarmadı. Atilla rıhtımda kaynak yapan işçinin resmini çekti makine çalıştı. Böylece bizim karşılaşma resmimiz çekilemedi.


 
               Çocukların paraları yokmuş. Atilla henüz maaşını alamamış. İkisine de birer milyon verdim. Ayrıca ikisine de birer dolar verip seri numaralarını defterime kaydettim. Şöyle dedim. Ben dünya turundan dönünceye kadar bu bir dolara ihtiyaç duymadan yaşayıp yaşamadıklarını anlamam için, dönünce geri isteyecektim. Bunu kendilerine söyledim. Atilla’nın elindeki bir doların seri numarası:L85859432J, Eylem'inki:G59038132W. Oradan otobüs durağına yürüdük. Karaborsadan 60 bine enim için, belediye otobüsüne bilet aldık. Parayı Eylem verdi. Emin önüne otobüs yoktu Yenikapı’dan Aksaray’a doğru yürüdük. Sırt çantasını Atilla el çantasını ben poşeti de Eylem taşıyordu. Ak sarayda bir lokantaya girdik. Çocuklar kahvaltı istedi. Bende işkembe çorbası, bulgur pilavı üstü ayıklamış tavuk yedim. Lokantanın tuvaletinde tuvalet kağıdı, sabun yoktu. Tuvaletin sifonu da çalışmıyordu. Ellerimi sadece suyla yıkamak zorunda kaldım.
                 Atılla Aksaray geçidinde bizden ayrılıp işyerine gitti. Sırt çantasını sırtıma alarak Eylemle laleli yönüne yürüdük. Bir dükkândan volkmen için pil aldım. Türksel bayisiden Erikson 788 cep telefonu için batarya sordum 80 dolardı (12 milyon lira) almadım. Laleliden acık metro ile Gülhane parkı önüne geldik. Parka girdik. Parkta bir masada oturup Algıda dondurma yiyip buz gibi su içtik. Gemi parkın deniz tarafı çıkışından kalkacaktı. Parkın deniz tarafındaki kır kahvesinde demlik çayı içecektik. Fakat zaman kalmadı. Saat 13.00 olmuştu. Gemi ise 14.00'da kalkacaktı. Arada bir düdük çalmaya başlamıştı. Doğruca gemiye gittik. Henüz yolcuları almıyorlardı. Bekleme salonuna girip oturduk çantadan bardak çıkarıp elimizdeki buz gibi sudan içtik. Zaman doldurmak için cep telefonumu kullanıp, 17 yaşında ilk sigortalı işe 1972 yılında başladığım Gök yiğit Cam Sanayi i aradım. Telefona benim işe başladığım zaman santral da çalışan Sacide isimli Bulgar kız cevap verdi. Beni tanıdı. Hal hatır sordu. emekli olduğumu ve seyahatimden bahsettim. hoşuna gitti. Ben emekli oldum. O halen orada çalışıyormuş. Patron Cahit beyle konuşmak istedim. Kalp rahatsızlığından hastane de imiş. Önümüzdeki günlerde Amerika’ya gidecekmiş. Cahit beyin küçük kardeşi Turgut beyi sordum. Telefonunu verdi. Cep telefonunun ekranına konuşma esnasında kayıt ettim. Konuşma bitince Turgut beyi aradım. Ben oların fabrikada çalışırken ikinci patrondu ve fabrika müdürüydü. Amerika’da okumuş, Amerikan bir kadınla evlenmişti. Okurken kendide zorluk çekmiş. Ben üniversitede okurken ve üniversite hazırlık kurslarına giderken bana burs sağlamıştı. Şimdi ölen amcasının fabrikasının başına geçmiş. Bir seferinde Rötari kulüp toplantısı nedeniyle Gönen’e gelmiş, Büyük kardeşinin ortağı olduğu Mis süt fabrikasına uğramış, böylece on beş yıl sonra görüşme imkânı bulmuştuk. Ona da emekli olduğumu ve seyahatimden bahsettim. “Güle, güle git; güle, güle gel” dedi. Ben Eylemle vedalaşıp gemiye bindim. Eşyalarımı kamarama koyup, güverteye çıktım. Rıhtımda gözlerim Eylemi aradı fakat göremedim. Biraz sonra bana seslendiğini duydum. Meğer ağabeyine telefon etmeye gitmiş. Oda geminin kalkmasını rıhtımda 2.30’a kadar bekledi güverteden fotoğrafını çektim.Geminin kalkması gecikince Eylem gitti. Günlüğümü yazmaya başladım. Saat 15.05 olduğu halde gemi henüz kalkmadı. Sadece arada bir düdük çalıyor.
 

               Saat 14.10 da Atilla aradı. Hareket edip etmediğimizi sordu. Eylemin konservatuvar sınavları bugün belli olacaktı. Atilla, okulu aramış, cevap alamamış. Gemi 15.25’te yavaş, yavaş rıhtımdan ayrılmaya başladı.
                    
:
 

 
 

Bugün 12 ziyaretçi (13 klik) kişi burdaydı!